Tarih: Date
TED Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü öğretim üyesi Dr. Ceren Gamze Yaşar, İstanbul Planlama Ajansı Vizyon 2050 ekibinden Hatice Kurşuncu Bilgihan ve Nazlı Bülay Doğan ile birlikte yürüttükleri araştırmayı, 20–22 Temmuz 2026 tarihlerinde düzenlenen RC21 2026 – “Eşitsizlikler ve Kent: Eski Sorunlar, Yeni Meydan Okumalar” konferansında sundu. “Tasarımla Görünmez Kılınan: İstanbul Örneğinde Üst Ölçekli Planlarda Toplumsal Cinsiyet ve Mekânsal Adalet” (Invisible by Design: Gender and Spatial Justice in Upper Scale Plans in the Case of Istanbul) başlıklı çalışma, “Kapsayıcı Kentler: Kapsayıcılık Sorunlarını Kentsel Mekân Üzerinden Okumak” (Inclusive Cities: Reading Inclusion Challenges through the Lens of Urban Space) oturumu kapsamında sunuldu.
Çalışma, üst ölçekli planlamaya feminist bir okuma geliştirerek, görünürde toplumsal cinsiyet açısından tarafsız olan nazım plan kararlarının konut, istihdam, hareketlilik ve bakımın mekânsal örgütlenmesi aracılığıyla nasıl farklılaştığını ve toplumsal cinsiyet temelli mekânsal sonuçlar üretebildiğini inceliyor. İstanbul’un 2009 tarihli 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı’na odaklanan araştırma, çok merkezli gelişme, sanayinin yeniden yapılandırılması, hizmet sektörünün büyümesi ve ulaşım yatırımları gibi temel planlama stratejilerini eleştirel bir perspektifle değerlendiriyor.
Çalışma, çok merkezlilik, sanayisizleşme, mekânsal sıkışmışlık (spatial entrapment), zaman yoksulluğu ve toplumsal cinsiyet temelli mekânsal adalet kavramları üzerinden konut, istihdam, hizmetler ve bakım faaliyetlerinin mekânsal olarak birbirinden ayrılmasının kadınların gündelik yaşamlarını orantısız biçimde nasıl etkileyebildiğini ortaya koyuyor. Özellikle uzayan ve parçalanan yolculukların, bakım sorumluluklarıyla ilişkili zincirleme yolculukların, çeperleşmenin ve istihdam ile kentsel hizmetlerin değişen coğrafyasının, kadınların ücretli işe, eğitime, boş zamana ve kamusal yaşama katılım olanaklarını kısıtlayabildiğini gösteriyor.
Planlama kuramı ile pratiğinin, diğer bir ifadeyle praksisin, kesişiminde konumlanan çalışma, sonuç olarak planlamanın yalnızca kentleri değil, gündelik yaşamı da örgütlediğini savunuyor. Bu doğrultuda toplumsal cinsiyete duyarlı ve kapsayıcı bir planlama yaklaşımının, temsil ve sokak ölçeğindeki kapsayıcı kentsel tasarım uygulamalarının ötesine geçerek, eşitsizliklerin metropoliten mekâna yerleşmesine neden olan çok ölçekli ve üst ölçekli planlama kararlarını da ele alması gerektiğini vurguluyor.


